13 Nisan 2015 Pazartesi

Bir küçük Kuşun Aşkı !

       
 Herkes aşk arayışındadır. Büyük aşk!
Gözlerden kalbe uzanan bu yolculuk bazen kalbi delip geçen bakışlarla başlar. Bazen hiç beklenmeyen anda çalar kapıyı ve gitmesini beklemek boşunadır. Kıvranışlar boşunadır. Bir kere çalarsa aşk kapıyı “evde yokum” demek sadece kendimizi kandırmaktır. Sonunda ne mi olur?  Hırçın dalgalar gibi öfkeli konuşmalar ve kumdan yapılan kaleler gibi geçirilmiş güzel anların izinin bile kalmayışı...
Aşk herkesin gerçeklerden kaçışıdır. Ama kimse bilmez ki kim bilir kaç kere çalacak kapımızı? Birini çok sevdikten sonra kaybettiğimiz de, hiç aşkla tanışmadığımız da... "Bir daha gelecek mi? Bana da uğrayacak mı?" soruları nafiledir. Giden gitmiştir. Geriye kalan içinizdeki neşeyi sömürmüş, masum duygularla sevme cesaretinizi ölmüş bir siz!


“Güzel bir seste dinlediğim o acıklı aşk! Ne kadar da içli ve buruk! Oysa bilmem ben aşk denilen şeyi. Öğrenmek nasip olmadı.” Olunca olacakları söylemek de boşunadır. Derler ki bazen aşk bir kere denk gelirmiş bir insan ömründe. Bazense belki iki kere ama hiç birinin olmadığı da olurmuş. En çok öyle olurmuş. “Ya bir kere bile uğramazsa!” korkusu boşunadır. Çünkü en beklenmedik anda gelir aşk.
En beklemediğin an da çalar dedim ya kapını. Dua edersin çalsın istersin. Ama olacaklardan habersiz istersin bunu. Yürek ister beyin itiraz eder. Zordur ikilemi. Olur da gelirse çok çırpınma, kırılır kanatların bir daha hiç uçamazsın.
Hatta sana bir hikâye anlatayım.
Bir zamanlar küçük bir kuş varmış. Uçmaya meraklı bir kuşmuş. Hiç yerinde duramazmış. Neşesi, cıvıltısı her kuşun dikkatini çekermiş. Bir gün ormanına bir kuş daha gelmiş. Bir şeyler onları havada karşılaştırmış. Uçarken izlermiş onu. Sonunda ona katılmaya karar vermiş. Neşeli kuşla uçmaya başlamış. Birkaç kez yanlışlıkla karşısına çıkmış. Çarpışmışlar. Birlikte düşmüşler. Ama yine uçmuşlar. Hep birlikte uçar olmuşlar. Sonra bir gün bizim neşeli kuş havaya bakmış, ormana bakmış. Bir türlü görememiş onu. O kadar bağlanmış ki ona, onu görememek adeta nefesini kesiyormuş. Aramış yıllarca, aylarca… Karda kışta uçmuş, uçmuş, uçmuş. Hep onu aramış. Ne neşesi kalmış, ne de o eski imrenilen cıvıltısı. Bir köşede sessiz, bir başına bekliyormuş. Geri dönerse bulabilsin diye bekliyormuş. Bir gün yine uçmuş ama bu kez neşesiz ve sessiz! O kuşu görmüş! Yanında başka bir kuşla cıvıldıyorlarmış. Bir an dikkati dağılmış. Düşmüş ve kanadı kırılmış.
Hala onun neşesi cıvıltısıyla ötermiş kuşlar… O ise o gün orada kederinden ölmüş.

 Sevmek sorulsa herkesin en çok istediği şeyler arasında olur. Ama kimse sevmenin kıymetini ve sevenin acısını görmek istemez. Bencil duygularımızla seversek aşk asla aşk olmaz.
Sevmek sonsuza dek süren ve masalsı olmak zorunda değil. Sevmek bir parça ekmeği paylaşırken bile kalbinin deli gibi atması demek de değildir. Sevmek sadece sevmektir. Hep sevmek!
Arkadaş olmak da güzeldir onunla, mutlu olmak da, mutsuz olmak da, bazense sadece oturup sessizce göz göze bakışmak da! 
Gerçek aşkı herkes arıyor. Bulmaksa hiç kolay olmuyor.
Bulduğunuzda bırakmayın.
:)